Zuhal Olcay: Sandığınız gibi cool biri değilim. Ben de burnumu…

Zuhal Olcay: Sandığınız gibi cool biri değilim. Ben de burnumu...
Zuhal Olcay: Sandığınız gibi cool biri değilim. Ben de burnumu...

Çok uzun bir aradan sonra ‘Alev Alev’ ile ekrana döndünüz. Özlemiş misiniz?

Covid-19 nedeniyle uzun bir süre hem konser hem tiyatro sahnelerinden uzak kaldım. Uzun zamandır dizi de yapmıyordum. O nedenle böyle bir işin içinde olmak hoşuma gitti, bana iyi geldi. Koşullar da oldukça iyi; eskisi gibi insanlık dışı çalışma saatleri yok, şartlar güzel. Dolayısıyla özlemişim ve mutluyum.  

Tomris, birçok kadının etkilendiği çok büyük bir trajedide, kızını kaybediyor ve torununu hiç de makbul bir adam olmayan damadına bırakmamak için bu trajediyi kendi lehine çevirecek zor bir oyuna giriyor. Doğrusu, bu karakteri cesur biri olarak da biraz psikopat bir tavır sergileyen biri olarak da yorumlayabilirsiniz. Yine de cesaret isteyen bir karar. Yaptığı hiç kolay bir şey değil.  Karakterin bundan sonraki gelişmelerine hep birlikte göreceğiz.

Yangın sonrası aldığınız bir kararla sadece kendi hayatınızı değil, Çiçek’in (Hazar Ergüçlü) hayatını da değiştiriyorsunuz. Tomris, kendi içinde bunun etik sorgulamasını yaşayacak mı?

Evet, bunun tabii ki sorgulamaları olacaktır, oluyordur da. Ben karakterimi canlandırırken içinde bu sorgulamaları yaşandığını varsayarak yorumluyorum rolü. Ama buna özel bir bölüm açılıp; kendisiyle ve etrafıyla sorguladığı ve de sorgulandığı bir ortam oluşacak mı senaryoda, bilemiyorum. Aslında olsa güzel bir açılım olur. Hep birlikte göreceğiz.

BEN, TOMRİS GİBİ RADİKAL BİR KARAR ALMAZDIM

Sizinle birlikte başkasının hayatını aynı ölçüde etkileyecek bir karar vermek söz konusu olduğunda, yaklaşımınız ne olur?

Ben böylesine radikal bir karar alamazdım, daha doğrusu almazdım. Bu, bir tarafıyla çok acımasızca. Ama şunu hemen eklemeliyim, gündelik hayatımızda en basitinden en önemlisine kadar, aldığımız her karar başkalarını da etkiliyor. Başkalarının aldığı kararlar da bizi etkiliyor. Bundan kaçışımız yok. Öyle ya da böyle, zaman içinde, yaşamımızın her periyodunda sürekli kararlar veriyoruz ve bu kararların bedelini biz öderken başkalarına da ödetiyoruz.

Demet Evgar, Hazar Ergüçlü ve Dilan Çiçek Deniz… Dizide birbirinden güçlü kadın karakterler var karşımızda. Siz de bana dışarıdan hep güçlü görünüyorsunuz…

Teşekkür ederim… Tabii her insan gibi benim de kendimi güçsüz hissettiğim, gücümün sıfırın altına düştüğü zamanlar oluyor. Kendimi daha iyi ve güçlü hissettiğim anlar da oluyor. Güçlü olmak; kendi ayakları üzerinde durabilmek, kendini motive edecek bir ruha sahip olmak demek ama bence en önemlisi, hayata karşı seçimlerinizle birlikte tutarlı bir tavır sergileyebilmek. Çok güçlü olabilirsiniz ama duruma, esen rüzgara göre kararlarınız, kişiliğiniz değişkenlik gösterebilir. Güçlüsünüzdür, her şeyiniz vardır ama böyle yanardöner bir şeysinizdir. Bunu güçlü olmak diye tarif etmek pek mümkün değil, değil mi! Ya da benim güçten anladığım bu değil.

5fa5c53866a97cd90a3a814c

HAKSIZLIK KARŞISINDA ÇOK EZİYET ÇEKİYORUM

Size kendinizi, ne güçsüz ve çaresiz hissettirir?

Motivasyonumu en çok kıran şey haksızlık. Haksızlık karşısında çok eziyet çekiyorum. Herhalde herkes öyledir ama bu benim gerçekten bir anda yaşam sevincimi ve motivasyonumu mahvedebiliyor. Onunla başa çıkmak kolay değil. Sadece kendi çabanız ya da yaptırımınızla bazı haksızlıkların karşısında duramıyorsunuz. Küsüyorsunuz, içinize dönüyorsunuz ama sonra ucundan, kıyısından mutlaka yapılabilecek bir şeyler var olduğunu hatırlayıp devam ediyorsunuz. Ayağa kalkmanıza yardımcı olabilecek en önemli şey de sizin gibi düşünen insanların varlığını düşünmek, onlarla iletişime geçmek, dertleşmek, anlaşmak, birlikte bir gücün adımını atmak. 

GENÇKEN DAHA ÇEKİNGEN VE UTANGAÇ BİRİYDİM BU DA BİR KORUMA ZIRHI OLUŞTURDU

Zuhal Olcay cool’luğu diye bir şey var! Dışarıdan soğuk ve mesafeli görünüyorsunuz ama diğer yandan ne zaman bir sohbetinize denk gelsem, bu kez çok sıcakkanlı hatta muzip biri oluyor karşımda. Hangisi daha çok sizsiniz desem?

Hepsi benim. Tabii ki mesafeli, soğuk göründüğüm zamanlar da oluyor, daha sıcakkanlı, esprili, muzip olduğum zamanlar da… İnsanı tek bir başlık altında toplamak mümkün değil. Ama şunu içtenlikle paylaşabilirim, gençken mesafeli ve soğuk durmak, sizin o güvensizliğinizi, utangaçlığınızı örten sağlam bir malzeme yaratıyor. Gençken biraz daha içine kapanık, çekingen ve utangaç biriydim ve bu maske, bu tavır beni koruyordu belki de… Artık böyle şeylere ihtiyaç duymuyorum. Zamanla yaşama karşı daha şefkatli, kendinize ve etrafa karşı daha hoşgörülü olmaya çalışıyorsunuz. Ama bildiğim bir şey varsa, gençken de şimdi de muzip bir tarafım hep vardır.

AŞK, ENİNDE SONUNDA BİTİYOR, MAALESEF BU GERÇEĞİ HEPİMİZ BİLİYORUZ

Dizinin tanıtımında çok dikkatimi çeken bir cümle vardı. “Neden her aşk bir kadının cenazesini kaldırır?”

‘Alev Alev’ dizisinin merkezinde erkek şiddetine maruz kalmış kadınların hikayeleri anlatıldığı için “Her aşk bir kadının cenazesini kaldırır” cümlesi yerine oturuyor. Aşk sonuçta biten bir şey, maalesef bu gerçeği hepimiz biliyoruz. Tabii yerini neye bıraktığına da bağlı. Yani eğer sevgiye, huzura, anlayışa bırakıyorsa ne ala… Aksi halde bir şekilde bitiyor ve gidiyor.

Bu durumda, bu ifade doğru mu?

Yaşanan aşk süreci içinde, kadın eziliyorsa ve şiddet görüyorsa “Her aşk bir kadının cenazesini kaldırır” cümlesi yerine oturuyor. Ama daha derinlikli baktığınızda erkeğin de cenazesini kaldırabilir. Sonuçta aşk, eninde sonunda ikili; ilki de öldüğü için, ölen aşk aslında. Ama bir cenaze kalktığı gerçek maalesef.

Siz, çok derin bir aşk acısı çektiniz mi? Sizi biri için burnunu çekerek ağlarken düşünemiyorum.  

O zaman beni artık, burnunu çekerek ağlayan biri olarak düşünebilirsiniz. (Gülüyor) Ben de çok ağladım, aşk acısı çektim; bundan daha doğal bir şey yoktur. Ayrıca güzel bir acıdır, güzel tarafları da vardır.  Oldu böyle şeyler, olsun da zaten. O kadar cool biri değilim, iyi ki de değilim.

AŞK, HUNHARCA TÜKETİLEN BİR DUYGU HALİNE GELDİ, SON KALAN KIRINTILARI DOYASIYA YAŞASIN İNSANLAR

Filmlerde izlediğimiz, şarkılarda dinlediğimiz aşkla, bugünkü aşkın yaşanış biçimi için ne söylersiniz?

Elbette teknolojinin hayatımıza girişiyle beraber, her şey gibi duyguların yaşanma biçimi  de değişti. Günümüz teknolojisiyle insanlar bir ilişkiye başlayıp, bir mesajla ilişkilerini bitirebiliyor. İnsanların birbirine ulaşması daha kolay; dolayısıyla bu, tüketimdeki hızı da beraberinde getiriyor. İnsanların aşk duygusuna ya da kişiye bağlanması, nerdeyse imkansız halde. Bir de dış etkenleri düşünürseniz; hastalıklar, salgınlar…  Bunların da etkisiyle aşk, çok acımasızca ve hunharca tüketilen bir duygu haline geldi. Bence son kalan kırıntıları yaşayabildiği kadar yaşasın insanoğlu; bu halde giderse çok fazla zamanı yok zaten.

GENEL OLARAK HEPİMİZ HAYATIMIZIN BERBAT BİR DÖNEMİNDEYİZ

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

Genel olarak hepimiz hayatımızın berbat bir dönemindeyiz. Bu dönemde kendi varoluş meselelerimi, sorunlarımı düşünecek halde değilim. Bir an önce bu salgının bitmesi, insan denen varlığın aklını başına toplaması gibi ayakları yere basmayan umutlarım var. Salgın geçecek bir şekilde ama ders aldığımızı düşünmüyorum. Umarım yanılıyorumdur.

KEŞKE ‘KEŞKE’ DEMESEYDİM

Geriye dönüp baktığınızda cebinizde ‘iyi ki’ ler mi, ‘keşke’ ler mi daha çok?

‘İyi ki’lerim de var, ‘keşke’lerim de var. Çok fazla geriye dönüp bakmanın bir alemi de yok.  Ama genel olarak hayatımın bu döneminde yaptıklarımdan memnunsam, demek ki ‘iyi ki’lerim daha fazla. Bir de şu var, geriye dönüp o keşke dediğiniz şeylerin olduğu ortama düşseniz, aynı şeyleri yine yapabilirsiniz de. Sonuçta karakter denen bir şey var ve o karakter çok fazla değişime uğramıyor. Ama tabii ‘keşke’lerim var. Keşke, “Keşke” demeseydim. (Gülüyor)

5fa5c5f466a97cda0e60df04

KAFAMIZIN İÇİ ÇAMUR GİBİ OLDU

Zamanla nasıl bir ilişkiniz var? Yaş almak ya da yaşlanmak, dönem dönem kafanızı meşgul eder mi?

Etmez olur mu hiç. Yaşam denen şeyde, günbegün sona doğru giderken tabii ki yaşamın anlamını sorguluyoruz. Biz niye geldik, ne oldu, şimdi nereye gidiyoruz? Bunları düşünüyoruz… Bundan bağımsız bir ruh haline sahip olmak tuhaf bir şey olsa gerek. Biri bunu söylüyorsa bile pek inandırıcı gelmez bana. Ama şu aralar, bu hastalık ve dünyanın içinde bulunduğu durum nedeniyle bütün duygu ve düşünceler birbirine karıştı. Kafamızın içi artık çamur gibi oldu. Zaman, hayat, yaşlanmak, ölüm; bütün bu düşünceler beynimizin tüm hücrelerini kapladı. Düşünsel olarak çok sağlıklı bir süreç yaşamıyoruz.

İNSANLARIN SÜREKLİ BİRBİRİNİN ESTETİĞİNE LAF SÖYLEMESİNDEN YANA DEĞİLİM

Son yıllarda, kadınlara yönelik en büyük eleştirilerden biri estetik üzerine. Herkes, “Sokak, birbirine benzeyen insanlarla doldu” diyor.

Estetik meselesi çok dikkatli yönetilmesi gereken bir mesele. Bir çizgi var, onu aştığınızda kötü sonuçlar olabiliyor. Dozunda, çok abartmadan, çok dikkat çekmeden, kendinizi iyi hissettirebilecek kadar yapılabilir. Yoksa dediğiniz gibi, birbirine benzeyen, yüzü gözü şişmiş insanlar sokaklarda dolanabiliyor. Ama şuradan da bakabiliriz, kişi kendini o şekilde iyi hissediyorsa bundan kime ne? O yüzden bu konularda çok da ahkam kesilmesinden yana değilim. İnsanların, sürekli birbirlerinin estetiği ile ilgili laf söylemesinden yana da değilim. Bana sorarsanız ben kendimi çok belirgin, çok bağıran estetik bir yüzle iyi hissetmeyebilirim. En azından şimdilik böyle düşünüyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*