Hindistan’ın İsrail’e desteği: İdeolojik ortaklık

Dr. Duygu Çağla Bayram, Modi’nin BM’nin ateşkes çağrısı karşısında çekimser kalması ekseninde, Hindistan’ın Filistin-İsrail politikasının hangi düzlemlerde gerçekleştiğini ve ideolojik altyapısını AA Analiz için kaleme aldı.

***

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail’e yönelik saldırılara ilk tepkisi dikkat çeken bir gelişme oldu. Eleştiriler Hindistan’ın Ortadoğu-Filistin politikasından kopuş yaşadığına vurgu yapıyordu. Bunun nedeni olarak İsrail’le gelişen savunma ilişkileri belirtiliyordu. Hindistan’a göre dost bir ülkeye yönelik terör saldırısına yanıt veren bir lider vardı. Dışişleri Bakanlığı krize ilişkin açıklamalarında Yeni Delhi’nin, Hamas’ın İsrail’e saldırılarını terör saldırıları olarak gördüğünü açıkça ortaya koydu ve İsrail’le barış içinde yaşayan bağımsız Filistin devleti kurmaya yönelik müzakereleri savunduğunu belirtti.

Hindistan’ın Filistin ve İsrail politikası

Modi hem İsrail’i hem de Filistin Batı Şeria’daki Ramallah’ı ziyaret eden ilk Hindistan Başbakanıydı. Hindistan, 1947’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Filistin’in bölünmesine hayır demişti; 1974’te Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak tanıyan ilk Arap olmayan devletti; 1988’de Filistin Devleti’ni tanıyan ilk ülkelerden biriydi. Hindistan, İsrail’i 1950’de tanısa da 1992’ye kadar resmi diplomatik ilişki kurmadı. Bununla birlikte iki ülke arasında istihbarat kanalıyla savunma bağlamında gelişen etkileşimler “sessiz” ilerliyordu. Aynı Hindistan, 27 Ekim’de Birleşmiş Milletler’in (BM) Gazze’de insani ateşkes çağrısında bulunan kararında çekimser kaldı. Nedeni, kararda Hamas’ın isminin geçmemesi olarak lanse edildi.

Hindistan’ın Orta Doğu’ya yaklaşımı Arap dünyasında başlatılan değişimler ve Yeni Delhi’nin bu düzendeki kritik rolü tarafından yönlendiriliyor. Örnek olarak Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridor projesini anımsayalım. Ayrıca savunma ve ticari bağlarını koruma güdüsü de Hindistan’ın politikasını şekillendiren faktörlerden. İsrail, Hindistan’ın her yıl 2 milyar dolar değerinde silah aldığı ve savunma giderlerini ihraç ettiği ülkeler arasında 3. sırada. Ayrıca Hindistan’ın lehine 10 milyar doların üzerinde seyreden ikili ticaretle beraber İsrail’in Asya’daki 3., dünyadaki 7. büyük ticaret ortağının Hindistan olduğunu belirtelim. İki ülke arasındaki ticari bağlara ek olarak Hindistan’ın İsrail-Filistin çatışmalarında neden İsrail yanlısı bir duruş sergilediğini tam anlamıyla anlamak için ideolojik bağlama da mercek tutmak gerekiyor.

İdeolojik bağlam

İsrail’in kurulduğu dönem hem Hindistan’ın kolonileşmekten kurtulup dünya sahnesine yeni çıktığı bir dönem hem de Soğuk Savaş konjonktürüydü. Hindistan Bağlantısızlar Hareketi’nin bayrağını taşıyorken ve Sovyetler Birliği’ne yakın çizgideyken İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Batı Blokunda olduğunu ve Yeni Delhi’nin büyük Müslüman nüfusunun radikalleşmesine yol açabilecek bir adımdan uzak durma kaygısını göz önüne getirin. Bu konjonktürde Yeni Delhi’nin sömürge karşıtı ve Filistin yanlısı olarak görülmesi uygundu; Arap petrolüne erişmesini ve Pakistan’ın Keşmir sorununda Arap dünyasının desteğini alamamasını garantiliyordu. Bu sayede Hindistan her koşulda Filistin’in dostu olarak görülüyordu. Göz ardı edilen şey, Hindistan’ın da diğerleri gibi bir devlet olduğu ve kendi çıkarlarına neyin uygun olduğuna dair kendi hesaplarını yaptığıydı. Soğuk Savaş sonrası küresel ekonomiye katılmak ve ABD’ye yakın olmak isteyen Hindistan, İsrail’le yakınlaşmaya başladı. Modi hükümetinde ilişkiler stratejik ortaklık noktasına kadar ilerledi.

Bugün Hindistan Orta Doğu’ya, Filistin-İsrail konusuna -Soğuk Savaş döneminde muhtemelen Arapları düşmanlaştırma korkusundan dolayı izleyemediği- “incelikli ayrıştırma” denebilecek bir politikayla yaklaşıyor. Bu, Yeni Delhi’nin İsrail’le ilişkisinin kendi değerleri çevresinde şekillendiği ve Filistin’le ilişkisinden bağımsız olduğu anlamına geliyor. Ayrıca Hamas ve Filistin’in incelikli bir şekilde ayrıştırılması söz konusu. Hindistan’ın İsrail-Hamas çatışmasına ilişkin -dış konularda alışılageldik geleneğinin aksine- hızlı reaksiyon göstermesinin ve açıkça taraf tutmasının, Hindu milliyetçiliğinden Modi hükümetinin seçim gündemine, her ne pahasına olursa olsun ABD’yle iyi ilişkiler sürdürme çabalarından Hindutva ideolojisinin Müslümanlar üzerinde kalıcı Hindu üstünlüğü kurmak üzerine kurgulanan nihai hedefine kadar uzanan çok yönlü nedenleri bulunuyor.

Hindistan çatışmaya terörle mücadele merceğinden bakıyor ve İsrail’in Gazze saldırılarını terörle mücadele operasyonu olarak görüyor. Ülkede İsrail yanlısı mitingler normal karşılanırken Filistin dayanışması baskılanıyor. Hindistan’daki aşırı sağcı hesaplar, sosyal medyada Filistinlileri hedef alan dezenformasyonun ana dağıtıcıları arasında yer alıyor. Büyük ölçüde Hindu milliyetçi hükümetinden etkilenen Hint medyasının İsrail’e karşı daha duyarlı, Filistin’e karşı düşmanca söylem benimseme eğiliminde olduğu görülüyor. Bu yaklaşımlar, Hindistan’ın duruma tamamen terörle mücadele bağlamında yaklaşıp yaklaşmadığı noktasında soru işareti doğuruyor ki burada ideolojinin tetikleyici olduğu görülüyor.

Hindutva ideolojisi

Bugün Hindistan’da en güçlü dönemini yaşayan Hindutva için İsrail herhangi bir ulustan çok daha fazlasıdır. Hindutva’nın etkisi, Filistinlilerin yaşadığı insani krize sessiz kalmayı kolaylaştırıyor. Siyonizm ile Hindutva arasında benzerlik görülüyor: Her ikisi de yayılmacı ve dışlayıcı, dine dayalı bir devlet kurmayı amaçlıyor ve Hindistan’la İsrail’i sırasıyla Hindu ve Yahudi uygarlıkları olarak tanımlıyor. Her ikisi de “dışarıdan gelenleri” -çoğunlukla Müslümanları- ötekileştiriyor, “Akhand Bharat” (Bölünmemiş Hindistan) ve “Eretz İsrail” (Büyük İsrail) olmak üzere kendi devletleri için bölge dışı vizyonları var ve kendi ülkeleri için askeri güvenliğe öncelik veriyor. Yerleşimler yoluyla topraklarını genişleten İsrail örneğine tanıklık edilirken Keşmir için ve ideolojiyi katı yaşayanlar açısından ötesi için benzer tutkulara sahip Hindutva gerçeğinin olduğuna dikkati çekelim.

Hindutva’nın Siyonizm sempatisi Hindutva hareketinin temel direkleri olan Savarkar ve Golwarkar kadar eski: Her ikisi de hem Yahudileri hem de Hinduları “ırk” temelli perspektifle çerçevelemiş ve Müslümanlar başta olmak üzere diğerlerini “işgalci,” Yahudileri “misafir” olarak tanımlamışlardır. Hindutva, Hinduların ulus olma başarısızlığını ciddiye alıyor ve Yahudilerin ulus olma başarısını somut model olarak görüyor. Hindutva perspektifinden, İsrail’in Arap topraklarının ortasında güvenlik kalkanı oluşturabilmiş küçük bir devlet olarak varlığı, Çin ve Pakistan tarafından iki cepheli potansiyel savaş tehdidi algısına sahip Hindistan için imrenilecek bir olgu.

Siyonizm’in yerli Filistin nüfusunu Yahudileştirme düşüncesine benzer Hindutva’nın kendi içindeki “yerli yabancıları” Hindulaştırma düşüncesini akılda tutarak, Modi hükümetinin anayasanın 370. maddesini kaldırmasının arka planında, Keşmir’de İsrail benzeri yerleşimci modeli kopyalama niyeti olabileceğini belirtelim. 370. maddenin, Hindistan kontrolündeki Müslüman nüfusunun baskın olduğu tek bölge Keşmir’in özel statüsünün garantisi olduğu ve bu maddenin kaldırılmasının Hindistan’ın diğer bölgelerinden buraya yerleşimlerin önünü açtığı düşünüldüğünde bu yönde kuşkular anlam kazanıyor. ???????

Hindutva’nın Müslümanları marjinalleştiren fıtratında İslamcı aşırıcılık tehdidiyle kuşatılma temelinde algılanan mağduriyet ve algılanan mağduriyete karşı terörizmle mücadele konusunda yansıtılan kararlılık dikkate değer. ABD-Batı tarafından desteklenen Siyonist projeye kıyasla böyle bir destekten yoksun Hindutva projesi akışkan zeminde kırılgan bir ideoloji olarak işliyor ve coğrafi olarak “Akhand Bharat” fikri boş bir hayal olsa da Hindistan’da ve Hindistan diasporasında İslamofobiyi beslemek ve Müslümanlar üzerinde Hindu üstünlüğünün savunulmasına eğilimli görüşleri kazanmak gibi sembolik ama önemli bir amaca hizmet ediyor. İsrail’e verilen desteğin İslamofobi şemsiyesi altında değerlendirilebileceğine ve Hindistan’da genel seçimlerin yaklaştığına dikkati çekelim ve dünyanın hangi tarafının çoğunlukla İsrail’i desteklediğini göz önüne getirelim.

Modi hükümetinin BM’nin ateşkes kararında çekimser kalmasının arkasında iç politika -seçim gündemi- ve dış politika kaygıları var. Gazze’deki savaş sürdüğü sürece Hint medyasının ilgisi Hamas’ta olacak. Bu, Modi hükümeti’ne Hint toplumu içinde İslamofobiyi kullanabilmek için bir fırsat sunuyor. Bir önceki seçim kampanyasında benzer bir politikanın Pakistan üzerinden yürütüldüğünü anımsayalım. 2019’da Pulwama terör saldırısını yaşayan Modi hükümetinin İslamabad’a sert çıkışları karşısında dünya “Hindistan-Pakistan savaşın eşiğinde” manşetleri atarken aslında niyet savaş değil, seçim arifesinde kampanya dinamiklerini canlandırmaktı. Dış politika bağlamında Hindistan, ABD ve İsrail’le ilişkileri temel önceliği olarak görüyor. İsrail-Hamas çatışmasına tutumu, Modi hükümetinin hem Ukrayna savaşıyla ilgili Rusya’yla yakın bağları hakkındaki kaygılarını hafifletmesine hem de Sih bir ayrılıkçının Kanada’da öldürülmesiyle ilgili Batı’nın potansiyel kınamalarını önlemek için umduğu Amerikan desteğini kazanmasına yardımcı olabilir.

Ancak tüm bunlar Hindistan’ın Filistin davasına verdiği destekten tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Modi’nin Arap ülkeleriyle temaslarında, Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamalarında iki devletli çözüme sistematik olarak vurgu yapılıyor. Sosyal medyada aşırı sağcı kesimlerce yayılan paylaşımların İsrail’e “Hint” değil, “Hindu” desteği yansıttığını belirtelim. Bu, Hindistan’daki herkesin İsrail yanlısı olmadığı, Filistin davasını destekleyen birçok insanın da mevcut olduğu anlamına geliyor.

[Dr. Duygu Çağla Bayram, bağımsız Hindistan Araştırmacısıdır ve 2021 yılında yayımlanan “Çalkantılı Sularda Yeni Rota: Hint-Pasifik Anlatısı ve Hindistan” kitabının yazarıdır.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx